Etiketler
- serhat (24)
- Kongre (9)
- Yıldırım Demirören (8)
- mustafa denizli (8)
- Miss Piggy (7)
- bucakbesiktas (6)
- Bursaspor (5)
- Galatasaray (5)
- efebey (5)
- şampiyonluk (5)
- Fenerbahçe (4)
- ZTK (4)
- kermit (4)
- murat (4)
- necip uysal (4)
- anket (3)
- delgado (3)
- inönü stadı (3)
- nihat (3)
- Diyarbakırspor (2)
- Ertuğrul Sağlam (2)
- Yılmaz Vural (2)
- derbi (2)
- ibrahim toroman (2)
- ibrahim üzülmez (2)
- milli takım (2)
- taraftar (2)
- Ankaragücü (1)
- Aziz Yıldırım (1)
- Basketbol (1)
- Batuhan (1)
- ConQ (1)
- Ferrari (1)
- Fikret Orman (1)
- HTMYO (1)
- Holosko (1)
- Küçükkeleş (1)
- Maradona (1)
- Murat Aksu (1)
- Neşeli Hayat (1)
- Serdar Bilgili (1)
- Sivok (1)
- TFF (1)
- Türk Telekom (1)
- Yusuf Şimşek (1)
- Yılmaz Erdoğan (1)
- amerika milli takımı (1)
- antalyaspor (1)
- bobo (1)
- can erdem (1)
- delege (1)
- dernek (1)
- doğum günü (1)
- etkinlik (1)
- euro 2012 (1)
- euro 2016 (1)
- fair play (1)
- gaziantep (1)
- gençlerbirliği (1)
- guus hiddink (1)
- ikili averaj (1)
- ikinci yarı (1)
- kaptan (1)
- kasımpaşa (1)
- mail (1)
- masal (1)
- ortak mekan (1)
- profesyonellik (1)
- rıdvan şimşek (1)
- rıza çalımbay (1)
- sevda (1)
- seçim (1)
- tabata (1)
- tayfur havutçu (1)
- transfer (1)
- tribün (1)
- tüpçü (1)
- yasin (1)
- çarşı (1)
- İstiklal Marşı (1)
- şanlı tarih (1)
Blog Archive
Recommended
15:37
Bir varmış, bir yokmuş...
syerat rdgms
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, sen ninenin beşiğini tıngır mıngır sallar iken çok köklü bir ülkenin çok köklü bir spor kulübü varmıış. Bu spor kulübü 100 yaşından büyükmüş. İlk kurulduğunda insanlar onu o kadar sevmişler ki adıyla sanıyla insanların gönlünde vaz geçilmez bir sevda olmuş. Babalar çocuklarına, dedeler torunlarına, dayılar amcalar teyzeler halalar yeğenlerine, abiler-ablalar kardeşlerine anlatmış bu sevdayı ve bu sevda bir çığ gibi büyümüş.
Gün gelmiş sevenlerini mutluluklara gark etmiş bu kulüp, gün gelmiş sevenleriyle üzüntülerini paylaşmış. Gün gelmiş sevinç gözyaşları dökmüşler. Gün gelmiş içten içe hüzünlenmişler. Ama bu mükemmel tarihinde bu sevdanın yangınını hiç ama hiçbir şey söndürememiş. Hastalıkta, sağlıkta, mutlulukta, hüzünde sevenleri bir gün olsun onu yalnız bırakmamış. Tabi sevgiyle oluşturulan bu kulübe de hep sevilen insanlar başkanlık etmiş. Onları da sevmiş bu insanlar. Hataları olunca kızmışlar elbet. Oturmuşlar konuşmuşlar hataları düzeltme yoluna gitmişler ve başarmışlar da. O ülkede birçok kulüp varmış ki bu kulüplere göre birçok ilki bu spor kulübü gerçekleştirmiş. Taa ki, günlerden bir gün çok zengin bir adamın şımarık bir oğlu bu kulübe bulaşana kadar.
Bu zengin adamın oğlu, önce kulübe yaklaşmak için başkanlardan birini kandırmış. Ona yardım etme bahanesiyle saraya girmiş. Saraya girdikten sonra saray çalışanlarını başkana karşı kışkırtmış.. Saray çalışanları da bu adamın ifadelerine kanmışlar. Aslında o zaman ki başkan gerçekleri görmüş görmüş ama onurluymuş, karakterliymiş, seviyeliymiş ve demiş ki "istenmediğim yerde durmam" demiş ve hemen istifa etmiş. Bu durumdan yararlanmak isteyen bu zengin adamın oğlu, hemen önceden göz koyduğu ve aslında birlikte çıktıkları yolda arkadaşının olan koltuğa oturmak için aday olmuş. Demokratik bir anlayışa sahip olan bu kulübün saray çalışanlarını da paranın huzur getireceğini, mutluluk getireceğini söyleyerek kandırmış. Madem öyle demiş saray çalışanları bir kere de buna bakalım demiş. Ama ne de olsa bir kere kulübün içine nifak tohumlarını sokmuş bu adam.
Bu adam, arkadaşlarını satan (bkz. S. Bilgili olayı), işgüzar(taraftarı kışkırtması), yalancı(takımın gerçek borcu, tabataya ödenen para vb.), menfaatçi (bu güne kadar mustafa Debnzli'ye gösterdiği müsamahayı başkasına göstermemiştir çünkü o da bununla aynı bakış çısına sahiptir.) ,utanmaz, yüzsüz(küfürler), başarısız(gelen teknik direktörü göndererek tüm başarısızlıkları onlara yüklemiş ve kendi başarısızlığını böylece örtmeye kalkmıştır.), kötüniyetli bir adammış. Saray çalışanları bu durumu geç de olsa anlamışlar. Anlamışlar anlamasına da bu kez bu kötü adam kulübü o kadar çok borç batağına sürüklemiş ki, içinden çıkılmaz bir duruma getirmiş.
Nitekim o sevgiyle dolu insanlar artık çok sevdikleri el üstünde tuttukları yaşam tarzı haline getirdikleri kulüplerinin başında böyle bir adamın olmasından dolayı acı içinde iken aynı zamanda o adama nefret duymaya başlamışlar. Bu insanlar takımlarını saatlerce, günlerce, gecelerce, aylarca, yıllarca kendilerinden geçercesine(rekor) destekledikleri yerde artık sadece bu adama nefretlerini kusmaya başlamışlar.
***********masalımızın iki sonu var************
1-)Nihayet seçim günü gelmiş, saray çalışanları tüm bu yaşananlara rağmen akıllanmamışlar ve adam gene o koltuktan kalkmamış. Bu güne kadar yaşanan nefret daha da büyümüş. Kulüp o eski güzel ve mutlu günlerini bir daha görememiş. Bu kulübün taraftarları her ne kadar bu büyük sevdayı yüreklerinde taşımaktan ömür boyu onur duysalar da gönüllerinin bir köşesinde hep bir burukluk sezmişler...
2) Nihayet seçim günü gelmiş, saray çalışanları tüm bu yaşananlardan ders çıkarmış ve bu adamı saraydan atmışlar. O günden sonra yeni gelen başkana da göz dağı vermişler çalış demişler eski başkan gibi dediğim dedik öttürdüğüm düdük deme demişler bir bilene sor demişler ve bundan sonra gelen her başkanı denetlemişler. Böylece artık eski güzel ve mutlu günlerine geri dönmüşleeeer...
Efeendiiimmm gökten üç elma düşmüş, birisi delegelerin kafasına, birisi Murat Aksu'nun kafasına birisi de Bucaklı Beşiktaşlılara...
Yıktık perdeyi eyledik viran, gidip sahibine haber verelim hemaan. Şürç- lisan etti isek affola tüm hayatınız neş'eyle dola...
13.01.2010 saat 02:30 K.paşa 3-Beşiktaş 1
Gün gelmiş sevenlerini mutluluklara gark etmiş bu kulüp, gün gelmiş sevenleriyle üzüntülerini paylaşmış. Gün gelmiş sevinç gözyaşları dökmüşler. Gün gelmiş içten içe hüzünlenmişler. Ama bu mükemmel tarihinde bu sevdanın yangınını hiç ama hiçbir şey söndürememiş. Hastalıkta, sağlıkta, mutlulukta, hüzünde sevenleri bir gün olsun onu yalnız bırakmamış. Tabi sevgiyle oluşturulan bu kulübe de hep sevilen insanlar başkanlık etmiş. Onları da sevmiş bu insanlar. Hataları olunca kızmışlar elbet. Oturmuşlar konuşmuşlar hataları düzeltme yoluna gitmişler ve başarmışlar da. O ülkede birçok kulüp varmış ki bu kulüplere göre birçok ilki bu spor kulübü gerçekleştirmiş. Taa ki, günlerden bir gün çok zengin bir adamın şımarık bir oğlu bu kulübe bulaşana kadar.
Bu zengin adamın oğlu, önce kulübe yaklaşmak için başkanlardan birini kandırmış. Ona yardım etme bahanesiyle saraya girmiş. Saraya girdikten sonra saray çalışanlarını başkana karşı kışkırtmış.. Saray çalışanları da bu adamın ifadelerine kanmışlar. Aslında o zaman ki başkan gerçekleri görmüş görmüş ama onurluymuş, karakterliymiş, seviyeliymiş ve demiş ki "istenmediğim yerde durmam" demiş ve hemen istifa etmiş. Bu durumdan yararlanmak isteyen bu zengin adamın oğlu, hemen önceden göz koyduğu ve aslında birlikte çıktıkları yolda arkadaşının olan koltuğa oturmak için aday olmuş. Demokratik bir anlayışa sahip olan bu kulübün saray çalışanlarını da paranın huzur getireceğini, mutluluk getireceğini söyleyerek kandırmış. Madem öyle demiş saray çalışanları bir kere de buna bakalım demiş. Ama ne de olsa bir kere kulübün içine nifak tohumlarını sokmuş bu adam.
Bu adam, arkadaşlarını satan (bkz. S. Bilgili olayı), işgüzar(taraftarı kışkırtması), yalancı(takımın gerçek borcu, tabataya ödenen para vb.), menfaatçi (bu güne kadar mustafa Debnzli'ye gösterdiği müsamahayı başkasına göstermemiştir çünkü o da bununla aynı bakış çısına sahiptir.) ,utanmaz, yüzsüz(küfürler), başarısız(gelen teknik direktörü göndererek tüm başarısızlıkları onlara yüklemiş ve kendi başarısızlığını böylece örtmeye kalkmıştır.), kötüniyetli bir adammış. Saray çalışanları bu durumu geç de olsa anlamışlar. Anlamışlar anlamasına da bu kez bu kötü adam kulübü o kadar çok borç batağına sürüklemiş ki, içinden çıkılmaz bir duruma getirmiş.
Nitekim o sevgiyle dolu insanlar artık çok sevdikleri el üstünde tuttukları yaşam tarzı haline getirdikleri kulüplerinin başında böyle bir adamın olmasından dolayı acı içinde iken aynı zamanda o adama nefret duymaya başlamışlar. Bu insanlar takımlarını saatlerce, günlerce, gecelerce, aylarca, yıllarca kendilerinden geçercesine(rekor) destekledikleri yerde artık sadece bu adama nefretlerini kusmaya başlamışlar.
***********masalımızın iki sonu var************
1-)Nihayet seçim günü gelmiş, saray çalışanları tüm bu yaşananlara rağmen akıllanmamışlar ve adam gene o koltuktan kalkmamış. Bu güne kadar yaşanan nefret daha da büyümüş. Kulüp o eski güzel ve mutlu günlerini bir daha görememiş. Bu kulübün taraftarları her ne kadar bu büyük sevdayı yüreklerinde taşımaktan ömür boyu onur duysalar da gönüllerinin bir köşesinde hep bir burukluk sezmişler...
2) Nihayet seçim günü gelmiş, saray çalışanları tüm bu yaşananlardan ders çıkarmış ve bu adamı saraydan atmışlar. O günden sonra yeni gelen başkana da göz dağı vermişler çalış demişler eski başkan gibi dediğim dedik öttürdüğüm düdük deme demişler bir bilene sor demişler ve bundan sonra gelen her başkanı denetlemişler. Böylece artık eski güzel ve mutlu günlerine geri dönmüşleeeer...
Efeendiiimmm gökten üç elma düşmüş, birisi delegelerin kafasına, birisi Murat Aksu'nun kafasına birisi de Bucaklı Beşiktaşlılara...
Yıktık perdeyi eyledik viran, gidip sahibine haber verelim hemaan. Şürç- lisan etti isek affola tüm hayatınız neş'eyle dola...
13.01.2010 saat 02:30 K.paşa 3-Beşiktaş 1
0 Responses to "Bir varmış, bir yokmuş..."
Yorum Gönder